1151 nolu Hadis’in
ikinci kısım İzahı:
Babımızın birinci
hadîsinde zikri geçen «Cahillik etmesin» tâbirinden murâd : Akılsızlık, istihza
ve yaygara gibi câhiliyet devrine mahsus fiillerden birini yapmasın, demektir.
Kurtubî: «Bu sözden
câhiliye fiillerinin oruçtan başka ibadetlerde caiz olduğu anlaşılmamalıdır.
Maksat bunların oruçta daha ziyade memnu olduğunu anlatmaktır» diyor.
Resulullah (Sallaliahü
Aleyhi ve Sellem) crııçhmvn kendisine söğüp saymak suretiyle sataşanlara «Ben
oruçluyum» demekle mukaabele edilmesini emir buyurmuştur.
Bu hususta ulemadan üç
kavil rivayet olunur;
1) Kavle göre : Oruçlu
olan bîr kimse bu sözü diliyle söyleyecek ve bilmeyenlere kendisinin oruçlu
olduğunu ve oruç sayesinde kötü sözlerden cahilce işlerden korunduğunu
bildirecektir.
2) Kavle göre: Bu sözü
içinden söyleyecek yâni nefsini kötülüklere kötülükle muameleden menedecektir.
3) Kavle göre: Farz
oruçla nafile arasında fark vardır. Faz oruç tutan kimse bu sözü diliyle
söyleyecek, nafile oruç tutan diliyle söylemiyerek sadece kalbinden
geçirecektir.
Kirmâni'ye göre
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu emrinin dille söylemeye de,
kalbinden geçirmeye de ihtimâli vardır. Dille söylendiği takdirde oruçluya
sataşan kimse ekseriya yaptığına pişman olur ve eziyetten vazgeçer, kalbinden
geçirdiği takdirde ise oruçlu kendisini kötülüklere muhatap olmaktan meneder.
İmam Şafiî'ye göre Hadîs-i
Şerifi iki mânâya birden hamletmek gerekir.
Haluf veya Hulüf : Oruç
tutan kimsenin ağız kokusu, demektir. Bu kelime yalnız bu mânâda
kullanılmıştır.
Ka'adî İyaz'a göre oruç
tutanlara Teâla hazretleri âhirette mükâfatta bulunacak onların ağızları misk
kokusundan daha güzel kokacaktır.
Bâzılarına göre bu
sözden murâd: Allah'ın rizâsı ve sevabıdır.
Bir takımları «Oruçlu
ağzın miskden daha güzel kokması meleklere nisbetledir.» demişlerdir.
Hanefiîler 'den İmam
Kuduri ile Malikiler-den îbni Arabî ve Şâfiîler 'den Ebû Osman Sâbûni, Ebû
Bekir İbni Sem'âni buradaki güzel kokunun Allah'ın rizâsı ve kabulünden ibaret
olduğuna kat'iyyetle söylemişlerdir.
Şehvetden murâd
bazılarına göre cima' şehvetidir. Fakat bil'umum şehvetler mânâsına alınması
daha doğrudur. Bu takdirde hadisde yiyip içmenin şehvet üzerine atfedilmesi
hassın âm üzerine atfı kabilinden olur. Buharî'nin rivayetinde evvelâ yeyip
içme zikredilmiş, şehvet onun üzerine atfedilmiştir. Ona göre cümle âmmın has
üzerine atfı demek olur.
Görülüyor ki hadîsin
bazı rivayetlerinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Teâla
hazretlerinin kelâmını nakletmektedir. Böyle hadislere -Hadîs-i Kutsi-
denilmektedir.
Kirmâni diyor ki: «Bu da
Allah'ın kelâmı olduğuna göre Kur'ân ile bunun farkı vardır? dersem ben de
derim ki: Kur'ân'in lafzı mucizdir. Hem Kur'an Cibril (Aleyhisselâm) vasıtasıyla indirilmiştir.
Küdsi hadîs ise hem mu'ciz değil, hem vasıtasız sadır olmuştur, böyle hadîse
«Hadîs-i Kudsi» yahut «Hadîs-i İlâhi» derler.
Hadîslerin hepsi böyledir.
Zâten Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendiliğinden bir şey söylemez? dersen
ben de derim ki : Aralarındaki fark Kutsi hadisin Allah'a izafe edilerek ondan
rivayet olunmasıdır. Sâir hadisler öyle değildir. Şöyle de bir fark
yapılabilir: Kutsî hadis Allah Teâla'ya nisbet edilen ve onun zâtı ile celâl ve
cemâl sıfatlarına tealluk eden hadisdir.»
Tıybî bu babda şunları
söylemiştir: «Kur'ân Cebrail {Aleyhisselâm)'in. i'caz için Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'e indirdiği lâfızdır. Hadisi kutsî: Bu lâfzın
mânsını ya ilham suretiyle yahut uykuda Allah'ın resulüne haber vermesi,
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın de o mânâyı kendi sözleriyle
ümmetine tebliğ buyurmasıdır Sair hadisleri Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
Allah'a izafe etmemiş, ondan rivayet buyurmamıştır.
«Onun mükâfatını verecek
olan da benim.» cümlesi oruçluya verilecek sevabın çokluğunu beyân etmektedir.
Zira kerim olan bir zat mükâfatı bizzat kendisi vereceğini va'd ederse bu o
mükâfatın büyüklüğüne delildir. Kirmâni : »Zamirin öne alınması ya tahsis yahut
te'kid içindir.» demiştir. Gerçi burada ikisine de ihtimal varsa da zahir olan
mânâ birincisidir.
Yani bu cümle oruçlunun
mükâfatını «Ben veririni, başkası değil.» mânasına gelir sâir ibâdetler böyle
değildir. Onların mükâfatlarını vermek bâzan meleklere havale edilir,
Ulemâ: «Oruç benimdir,
onun mükâfatını verecek olan da benim.» cümlesinin mânası üzerinde çok sözler
söylemişlerdir. Hulâsa olarak bu cümleden murad, başka ibâdetlerde olduğu gibi
oruçta riya bulunmamasıdır. Çünkü oruç, fiille anlaşılmayan bir ibadettir. Bir
kimsenin oruçlu olup olmadığını başkaları bilemez. Zührî'nin ınürsel olarak
rivayet ettiği bir hadis bu mânayı teyid etmektedir. Mezkûr hadis Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :
«Oruçta riya yoktur.»
buyurmuşlardır. Ayni hadisi Beyhakı başka bir tarikden mevsûl olarak rivayet
etmiştir. Bazıları: «Oruca fi'len riya girmez, fakat bazen sözle riya karışır.
Meselâ: Oruç tutan kimse oruçlu olduğunu habeı verir ve bu suretle ona da riya
karışabilir. Sâir ibadetlere ise fi'len riya karışır.» demişlerdir.
Kurtubî'ye göre, mezkûr
cümlenin manası: «Oruca verilecek sevabın mikdarını ve kaç kat olacağını yalnız
Allah bilir. Sâir ibâdetler böyle değildir. Onlara verilecek sevaba bazı
insanlar muttali' olabilir.» demektir. îmami Mâlik'in El-Muvatta'» da rivayet
ettiği bir hadis bu mânayı teyid eder. Zira mezkûr hadiste : «Güzel amel on
mislinden 700'e kadar Allah'ın dilediği miktarda katlsnır. Allah Teâlâ: Yalnız
oruç müstesna, çünkü o benimdir, onun mükâfatını da ben vereceğim,
buyurmuştur.» denilmektedir.
îbni Abdi'l Berr'e göre,
bu cümleden murâd: «Oruç benim için en makbul ve her ibâdetten Önce gelen bir
taattır.» demektir. Zira Teâla hazretleri «Oruç benimdir» buyurarak onu kendi
zatına izafe etmiştir. Bu onun sâir ibâdetlerden daha faziletli olduğunu
göstermeye kâfidir.
Nesaî'nin Ebû Ümame
(Radiyallahû anh)'den ınerfuan rivayet ettiği bir hadîste :
«Orucu boşlama, çünkü
onun dengi yoktur.» buyurulmuştur. Bâzıları başka bir hadiste :
«Bilmiş olun ki,
amellerinizin en hayırlısı namazdır.» buyurulmasına bakarak aralarında muaraza
görür gibi olmuşsa da hakikatte bu iki hadîs arasında hiç bir muânza yoktur.
Zira Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunları muhatablarının suallerine göre
söylemiştir. Nitekim yine bu kabilden olmak üzere bir hadiste :
«Amellerin en hayırlısı
az bile olsa devamIısıdır.» buyurmuştur.
Bâzılarına göre, orucun
Allah'a izafesi teşrif içindir. Nitekim bütün âlem Allah Teâla'nın mülkü olduğu
halde Kur'an-ı kerim'de «Allah'ın demesi»
buyurulmuştur.
Hâsılı orucun mükâfatı
âdetle mukayese değildir. Allah'ü Ztiicelâl onun mükâfatını hadsiz ve hesapsız
verecektir.
Kurtubî'nin beyânına
göre oruçlunun iftar zamanı sevinmesi kendisine iftar mubah kılınarak açlıkla
susuzluktan kurtuluduğu içindir. Bu sevinç tabii bir şeydir. Hadisten anlaşılan
zahiri mânâ da budur. Bâzıları oruçlunun ibadetini sakatlamadan tamamladığı
için sevindiğini söylemişlerdir.
Rivayetlerin birindeki: «Orucuna
sevinir.» cümlesinden murâd orucunun sevabına sevînmesidir. Bâzıları: «Bundan
murâd, orucunun kabul olduğuna sevinmesidir.» demişlerdir.